(Bu yazımı 12 Eylül 2014 yılında yazmışım. Baştan sona kadar yeniden okudum, memlekette değişen bir şeyin olmadığını gördüm. Yani yazı, aradan geçen 6 sene sonrasında bile belli bile olmayacak bir iki küçük değişiklik haricinde günceliğini koruyor.)

Yazacak o kadar konu var ki; Yazmaya nereden hangi konudan başlayacağım bilemiyorum.  Fakat, her yazdığımda gerçeklerin söylenmesinden rahatsızlananların olduğunu ve bana düşmanlık besleyenlerin sayısının arttığını çok iyi biliyorum.

Buna rağmen yine de yazıyorum ve bu memleketin insanının faydasına olduğuna inandıklarımı, doğruları, gerçekleri yazmaktan geri kalmayacağımı belirtmek istiyorum.

Ve yazıyorum…

Son zamanlarda sayıları artan ve birçoğu hastalıklı (uyuz hastalığı) olan sokak köpeklerinin caddelerde rahat rahat potansiyel olarak tehlike saçıp cirit attıklarını mı?

Şehrin insanının baş belası olan D-100 karayolu üzerindeki kavşakların bir türlü alt veya üst geçide dönüştürülemeyişinden mi?

Yağmur yağdığında üstten akan, sel geldiğinde sulara gömülen ve sürekli olarak alttan çöken yeni Devlet Hastanesi binasından mı?

Düzenleme adı altında mevcut virajlarını takip ederek genişletme ile tamir edilen Kırkdilim yolunun devamı olarak Gölyazı Çorum arası, Laçin Osmancık arası yolun “yapıldı, yapılacak” şeklinde yılan hikayesine dönüştürülerek Kızılırmak havzasında bulunan ve bu yol ile Çorum merkeze ulaşım sağlayan 5 ilçe insanının avutulup, uyutulduğunu mu?

Osmancık Belediyesinde emekliliği geçtiği halde oraya çöreklenip, entrikalarla fırıldağını çevirme peşinde koşan, kendilerine vazgeçilmez görüntüsü vererek müdürlük koltuğundan bir türlü vazgeçemeyenlerin işe ihtiyacı olan gençlerin yollarını tıkadıklarını mı?

Orgeneral Ahmet Çörekçi Caddesi üzerinde iki cepheye park edilmesinin ardından ikinci sıra ve çapraz parklar nedeniyle zaman zaman takınarak keşmekeşe dönen trafiği mi?

Hangisini yazayım.

Yazsan ne, yazmasan ne?

Zihniyetler değişmediği sürece, değişen hiçbir şey olmuyor.

Bunlar gibi sıralayacak birçok konu var, bu dile getirdiklerim ve irdelediklerim sadece bir kısmı.

Osmancık’ın hali, sürekli kavga halinde olan geçimsiz karı kocanın evinin içi gibi her bir yeri, bir tarafından dağınık.

İnanın şu memlekette hayra soluk alarak, bu memleketin hayrı için özveri ile vefakar ve de fedakar bir şekilde çalışan sayısı o kadar çok az ki, onlarda arada eriyip gidiyorlar.

Memleket hayrına çalışma görüntüsü verenler ise, çok büyük işler başarmış gibi yaz aylarının kavurucu sıcaklarında soğuk su serperek kendilerini serinletecek kişilikte insanlar arıyorlar. Ama bilmiyorlar ki; o yazın kavurucu sıcaklarında serpilen soğuk suların, kışın dondurucu soğukları geldiğinde buz bağlayarak çakıldak halini alacağını…

Yaz aylarında keyif veren muamele isteyenler, kış aylarını aklından çıkarmamalı.

Sevgi ve selamlarımla…

12 Eylül 2014